| NO | MADEN | DÖNEM | GR | MM | ÖN YÜZ | RESİM | ARKA YÜZ | K.NO |
| 1 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 0,58 | 8 | KOYUN BAŞI SOLA. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 065 |
| 2 |
GÜMÜŞ |
İ.Ö. 500-400 | 0,54 | 7 | KOYUN BAŞI SOLA. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 289 |
| 3 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 0,52 | 8 | KOYUN BAŞI SOLA. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 1745 |
| 4 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 0,52 | 7 | KOYUN BAŞI SOLA. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 841 |
| 5 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 0,52 | 7 | KOYUN BAŞI SOLA. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 842 |
| 6 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 0,28 | 6 | KOYUN BAŞI SOLA. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 1744 |
| 7 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 1,18 | 10 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 068 |
| 8 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 1,10 | 10 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 070 |
| 9 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 1,10 | 10 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 288 |
| 10 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 1,10 | 10 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 1258 |
| 11 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 1,04 | 10 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 287 |
| 12 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 1,04 | 9 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 168 |
| 13 |
GÜMÜŞ |
İ.Ö. 500-400 | 1,00 | 10 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 064 |
| 14 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 1,00 | 10 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 069 |
| 15 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 1,00 | 9 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 066 |
| 16 |
GÜMÜŞ |
İ.Ö. 500-400 | 0,96 | 10 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 599 |
| 17 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 0,94 | 9 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 093 |
| 18 | GÜMÜŞ | İ.Ö. 500-400 | 0,32 | 6 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 2077 |
| 19 | BRONZ | İ.Ö. 500-400 | 4,98 | 17 | UÇAN DOMUZ SAĞA DOĞRU. | ![]() |
DÖRTLÜ BÖLME. | 1743 |
| 20 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 5,47 | 16 | ATHENA BAŞI CEPHEDEN. | ![]() |
KOYUN SAĞA DOĞRU. | 1226 |
| 21 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 4,78 | 16 | ATHENA BAŞI CEPHEDEN. | ![]() |
KOYUN SAĞA DOĞRU. | 1632 |
| 22 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,14 | 11 | ATHENA BAŞI CEPHEDEN. | ![]() |
KOYUN SAĞA DOĞRU. | 1247 |
| 23 |
BRONZ |
İ.Ö. 380-300 | 1,46 | 11 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA. | ![]() |
KOÇ FİGÜRÜ SAĞA DOĞRU ÜSTTE A ALTTA R. | 1468 |
| 24 |
BRONZ |
İ.Ö. 380-300 | 1,44 | 12 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SOLA DOĞRU. | ![]() |
OTURAN KOYUN SOLA DOĞRU. | 2178 |
| 25 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,64 | 11 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SOLA DOĞRU. | ![]() |
OTURAN KOYUN SOLA DOĞRU. | 125 |
| 26 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,52 | 11 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SOLA DOĞRU. | ![]() |
OTURAN KOYUN SOLA DOĞRU. | 124 |
| 27 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,38 | 12 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SOLA DOĞRU. | ![]() |
OTURAN KOYUN SOLA DOĞRU. | 082 |
| 28 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,30 | 13 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SOLA DOĞRU. | ![]() |
OTURAN KOYUN SOLA DOĞRU. | 126 |
| 29 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,48 | 11 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
OTURAN KOYUN SOLA DOĞRU. | 1595 |
| 30 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,40 | 11 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
OTURAN KOYUN SOLA DOĞRU. | 116 |
| 31 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,36 | 10 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
AYAKTA DURAN KOYUN SOLA DOĞRU. | 2172 |
| 32 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,56 | 10 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
AYAKTA DURAN KOYUN SOLA DOĞRU. | 123 |
| 33 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,38 | 11 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
AYAKTA DURAN KOYUN SOLA DOĞRU. | 117 |
| 34 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,82 | 12 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SOLA DOĞRU. | ![]() |
KOÇ BAŞI SAĞA DOĞRU. | 131 |
| 35 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,56 | 11 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SOLA DOĞRU. | ![]() |
KOÇ BAŞI SOLA DOĞRU. | 169 |
| 36 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,68 | 14 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
KOÇ BAŞI SAĞA DOĞRU. | 1447 |
| 37 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,54 | 11 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
KOÇ BAŞI SAĞA DOĞRU. | 170 |
| 38 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,52 | 10 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
KOÇ BAŞI SAĞA DOĞRU, ZEYTİN DALINDAN ÇELENK İÇİNDE. | 1111 |
| 39 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,20 | 11 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
KOÇ BAŞI SAĞA DOĞRU, ALTTA KLA. | 172 |
| 40 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 1,30 | 11 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
KOÇ BAŞI SAĞA DOĞRU. | 167 |
| 41 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 3,50 | 15 | MİĞFERLİ ATHENA BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
YARIM KOÇ SAĞA DOĞRU. | 171 |
| 42 | BRONZ | İ.Ö. 380-300 | 6,14 | 19 | ZEUS BAŞI SAĞA DOĞRU. | ![]() |
KANATLARI AÇIK KUĞU SOLA DOĞRU. | 926 |
|
KLAZOMENAI TARİHİ |
|
KONUM Oniki İon kenti arasında anılan Klazomenai, Urla-Çeşme yarımadasının kuzey kıyısında, İzmir Körfezi'nin ortalarında yer almaktadır [resim 01-01]. Tarih yazarı Herodotos kitabında İonia'yı [1. kitap, 142. bölüm]: "Panionia'da toplanan İon'lar, kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü ve en güzel iklimde kurmuşlardır. Ne daha kuzeydeki bölgeler, ne de daha güneyde kalanlar İonia ile bir tutulabilir, hatta ne doğusu, ne de batısı; kimisi soğuk ve ıslak, kimisi sıcak ve kurak olur. Dile gelince, hepsi aynı ağzı kullanmazlar; dört değişik konuşmaları vardır. Güneyden başlayarak ilk kentleri Miletos'tur; hemen sonra Myus ve Priene gelir; Karia'da kurulmuş bu kentler, aynı bölge dilini konuşurlar. Lydia'da Ephesos, Kolophon, Lebedos, Teos, Klazomenai, Phokaia vardır. Bunların dili daha önce saydığımız kentlerin diline hiç uymaz, hepsi de ortak bir bölge dili konuşurlar. Bunlardan başka üç İon kenti daha vardır ki, ikisi Samos ve Khios adalarındadır, üçüncüsü Erythrai anakaradadır. Bunlardan Khios ve Erythrai aynı bölge dilini konuşurlar, Samosluların ise kendilerine özgü ayrı bir dilleri vardır. Böylece birbirinden ayrı dört bölge çıkmış olur ortaya." diyerek tanımlamakta; özetle Lydia bölgesinde kurulmuş Ephesos, Kolophon, Lebedos, Teos, Phokaia ve Klazomenai kentlerinde, diğer İonlardan farklı, ortak bir dil konuşulduğunu, böylece de bu kentlerin dil açısından bir bölge oluşturduklarını bildirmektedir. Herodotos'un dile dayanarak belirlediği bu bölgesel özellik, maddi kültür ürünlerinde de yer yer kendisini belli etmektedir. Klazomenai'nin araştırma merkezi olarak seçilmesi, kent alanının arkeolojik yapısı ile ilişkili nedenlere dayanmaktadır. Yüzey araştırmaları, anakarada M.ö. 4. yüzyıl sonrasına tarihlenebilecek bir yerleşimin var olmadığını göstermiştir. Bunun sonucu olarak da, Hellenistik ve Roma dönemlerinin büyük yapılarının geniş ve derinlere inen temelleri tarafından bozulmadan korunmuş, daha eski dönemlere ait kültür katlarına, bugünkü tarla yüzeylerinin hemen altında ulaşmak mümkün olabilmektedir. Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Mısır'da yapılmış arkeolojik kazılarda elde edilen malzeme, Klazomenai'nin İonların kolonizasyon girişimlerinde etkin bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Bugün kentin adıyla anılan terrakotta lahitlere [resim 01-02] ve yine kentin adı ile anılan siyah figürlü yerli seramiklere [resim 01-03] bakıldığında, Klazomenai'nin kendi döneminde önemli bir seramik üretim merkezi olduğu kabul edilmektedir. Aynı durum, Kuzey İonia kentlerinin kendilerine özgü yaban keçisi stilindeki seramik için de geçerlidir. Tüm bu özellikler, seramik başta olmak üzere Batı Anadolu'nun arkaik dönemdeki kültürünün kapsamlı araştırılmasında ve özel olarak da, Herodotos'un metninden de anlaşıldığı gibi, kendi içinde kapalı bir bütün oluşturan Kuzey İonia kültür çevresinin kavranmasında Klazomenai'nin küçük ancak önemli bir merkez olduğunu vurgulamaktadır. Belirlenen nekropol alanlarındaki gömülerde, başka merkezlere ait ürünlerin yerli ürünlerle birlikte açığa çıkması, bilgilerimizin kıt olduğu alanların aydınlatılmasında önemli dayanak noktaları oluşturmaktadır. Kentin yaşadığı, tarihi olayların maddi kültür ürünleri üzerindeki yansımalarını ve Klazomenai'de elde edilen verilerden yola çıkarak Kuzey İonia'nın geometrik ve arkaik dönemlerdeki kendine özgü kültürünün sınırlarını belirleyebilmek, Ege Üniversitesi adına yürütülen kazının başlıca amacı olarak gözönünde tutulmaktadır. Araştırma tarihi Piri Reis'in 1519 yılında Karantina Adası'nı karaya bağlayan yolu anmasından sonra [resim 01-04], Klazomenai antik kentindeki araştırmaların tarihi 18. yüzyıldaki gezginlerin notlarına kadar geriye uzanmaktadır. 1764'de İngiliz gezgin R.Chandler bölgeye gelerek Karantina Adası'nı incelemiş, adanın kuzey tepesi eteğindeki tiyatroya, Pausanias’ın sözünü ettiği kutsal mağaraya ve Makedonya Kralı Aleksandros tarafından ada ile anakara arasında yaptırılan yola ait gözlemlerini aktarmıştır. 1867’de B.Randolph Karantina Adası'nda gördüğü kalıntıları kısaca tartışmakta ve Droumousa Adası'ndaki (Uzunada) bazı mermer blokları Roma dönemine ait bir tapınak olarak yorumlamaktadır. 19. yüzyıl sonlarına doğru Klazomenai'de üretilmiş figür bezemeli terrakotta lahitler, eskiçağ resim sanatının ürünleri olarak Avrupa müzeleri ile kolleksiyoncularının dikkatini çekmeye başlamıştır. 1883 yılında G.Dennis, köylüler tarafından rastlantı sonucu bulunmuş iki Klazomenai lahdini yayınlamış, bu arada kentin tarihini ve topografik sorunlarını tartışmıştır. Aynı yıllarda S.Reinach da Klazomenai lahitleri üstüne yayın yapmıştır. Lahitlere yönelik bu ilgi, kısa süre içinde bölgede kaçak kazıların başlamasına ve buluntuların çeşitli müzelere dağılmasına yol açmıştır. Dennis’den yaklaşık 70 yıl sonra diğer bir İngiliz bilim adamı J.M.Cook Batı Anadolu'daki İon merkezlerinin tarihi coğrafyalarıyla ilgilenerek Klazomenai’deki ilk yoğun topografik araştırmaları yapmıştır. 1950’li yıllarda E.Akurgal tarafından da anılan Liman Tepe'deki prehistorik yerleşmeyi belirlemiş ve yüzey malzemesine dayanarak hem arkaik kenti hem de Khyton mevkiindeki M.ö. 4. yüzyıl yerleşmesini lokalize etmeye çalışmıştır. Yıldıztepe’nin kuzey-doğusundaki, bir surla kuşatılmış küçük tepeyi Akropolis olarak tanımlamıştır. Bu tepenin kuzey ve kuzeybatısında uzanan alanları ise M.ö. 6. yüzyıl kentinin ana yerleşim alanları olarak vurgulamıştır. Bu günkü çalışmalardan önce Klazomenai’de yapılmış tek bilimsel kazı, 1921 ve 1922’de, Küçük Asya Eski Eserler sorumlusu Yunan arkeolog G.P.Oikonomos tarafından gerçekleştirilmiştir. Savaş koşullarında yarım kalan çalışmalarda elde edilen buluntular, Atina Milli Müzesi'ne götürülen bir lahit ile bazı seçilmiş seramikler dışında tamamen kaybolmuştur. Haber nitelikli iki makale dışında buluntularının yayınlanmadığı kazılarda G.P.Oikonomos'un çalışmaları, arkaik nekropolis ve Karantina Adası'ndaki Hellenistik/Roma kenti kalıntıları üzerine yoğunlaşmıştır. Adanın batı kıyısında kuzey-güney doğrultulu döşenmiş bir yolu ve doğuda, zeminleri mozaik döşeli bazı Geç Roma yapılarını açığa çıkarmıştır. Anakaradaki çalışmalarda Monastirakia adlı bölgedeki arkaik nekropolisde 80’den fazla gömüyü incelemiştir. Amphora, lahit ve inhumasyonlardan oluşan bu gömülerin, bu nekropolis alanının yoğun kullanılması sonucu, zaman içinde üst üste geldiklerini ve bir tabakalaşma oluşturduklarını gözlemiştir. 1970 yılında İzmir Müzesi uzmanı M.Baran tarafından Kalabak Mevkii'nde bir kurtarma kazısı yapılarak, aralarında Borelli Ressamı tarafından bezenmiş klasik tipteki bir Klazomenai lahitinin de yer aldığı bir grup gömü açığa çıkarılmıştır. 1979 ve 1980 yıllarında Kültür Bakanlığı'nın yaptığı çalışmalardan sonra, 1981 yılında Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Güven Bakır başkanlığında Klazomenai kazısını üstlenmiştir. Ege Üniversitesi adına yürütülen çalışmalar Kültür Bakanlığı, Ege Üniversitesi, Urla Belediyesi tarafından, M.ö. 6. yüzyıla tarihlenen zeytinyağı işliği de Komili Zeytinyağları ile Green Active Halkla İlişkiler ve Tanıtım firmaları tarafından desteklenmektedir. Antik kentin yer aldığı alanların doğusunda, bugün Çayır olarak adlandırılan bölgede eskiçağda bir körfezin bulunduğuna işaret eden veriler vardır. Doç.Dr. Ünsal Yalçın'ın (Bochum) koordinatörlüğünde programlanan Klazomenai'deki arkeometrik incelemeler arasında bu körfezin sınırlarını belirlemeye yönelik, Prof.Dr. İlhan Kayan (Ege Universitesi), Prof.Dr. Gerth Schröder (Bochum Üniversitesi), Dr. Harald Stümpel (Kiel Üniversitesi), Dr. Filiz Demirel (Kiel Üniversitesi) tarafından yürütülen jeomorfoloji ve jeofizik çalışmalar sürmektedir. Doç.Dr. Ünsal Yalçın, Klazomenai'de açığa çıkarılan seramik ve lahitler üzerinde, bunların üretildikleri merkezleri belirlemeye yönelik araştırmaları sürdürmektedir. Yerleşmenin kuzey-doğusunda da denizin girinti yaparak küçük bir körfez oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu fiziki yapıya bakıldığında, Klazomenai'de hem prehistorik çağ, hem de klasik çağ yerleşmelerinin, diğer İon kentlerinin birçoğunda olduğu gibi bir yarımada üzerinde yeraldığı ortaya çıkmaktadır [resim 01-05]. Kentin konumu Klazomenai kentinin kalıntıları bugün Urla ilçesinin İskele Mahallesi'nde, denize komşu tarlalarda ve kıyıya yakın Karantina Adası üzerinde bulunmaktadır. Yerleşmenin merkezini oluşturan ve harita üzerinde B, C, D harfleri ile belirtilen kazı alanlarının isimlendirilmesinde, çalışmanın yapıldığı tarla sahiplerinin adı kullanılmış, F harfinin belirlediği tepe için J.M.Cook'un önerdiği Akropolis adı benimsenmiştir. Arazi sahibine göre isimlendirilen Akpınar Nekropolis'i, Oikonomos'un isimlendirdiği Monastirakia Nekropolis'i ve Devlet Su İşleri'nin açtığı bir drenaj kanalı sırasında ortaya çıkarılan DSİ Nekropolis'i dışındaki nekropolis alanları için (Yıldıztepe, Kalabak gibi) bugünkü yer adları kullanılmıştır [resim 01-06]. Antik çağda bir yarımada üzerinde olduğu anlaşılan kent, bugün doğudaki ve batıdaki körfezlerin dolması ile bu özelliğini kaybetmiştir. Hellenistik ve Roma dönemi kentinin üzerinde yeraldığı ada, 18.-19. yüzyıllar boyunca İzmir'e gelen gemilerin karantina amacıyla bekletildiği dönemden kalan adıyla Karantina Adası olarak bilinmektedir. Eskiden Yolluca Ada ve H.İoannis isimlerini de taşımış bu adada bugün Urla Devlet Hastanesi ve Sağlık Bakanlığı'na ait yapılar bulunmaktadır. Klazomenai arazisinin (khora) doğuda Smyrna yakınlarına dek uzandığı sanılmaktadır. Balçova yakınlarındaki Agamemnon Kaplıcaları'nın civarında yer aldığı bilinen Apollon tapınağı kent arazisi içinde kabul edilmektedir. Kentin doğusundaki Güzelbahçe'nin yakın zamana dek Kilizman olarak adlandırılması da, kent alanının hiç değilse buraya kadar uzandığını kanıtlamaktadır. Batıda Erythrai ile sınırının Hypokremnos (İçmeler) civarında olduğu, olasılıkla Gülbahçe Köyü'nün Klazomenai'nin batı sınırını oluşturduğu, güneyde de kent arazisinin Sığacık Körfezi'ne dek uzandığı anlaşılmaktadır. Makedonya'lı Aleksandros'un Klazomenai topraklarındaki bir noktada açılacak bir kanal ile yarımadayı adaya dönüştürme düşüncesinden baksedilmektedir ve bunun için en uygun yer İçmelerden güneye uzanan vadidir. Söz konusu alanda Aleksandros onuruna Aleksandria oyunlarının düzenlendiği, antik kaynaklarca aktarılmaktadır. Sığacık Körfezi yakınlarındaki, yüzey bulgularına göre Arkaik dönemden itibaren iskan gördüğü anlaşılan Yaren Tepe'nin Klazomenai sınırları içinde kaldığı ve belki de, Klazomenai'nin M.ö. geç 5. yüzyıl tarihinin içinde rol almış Daphnous olduğu sanılmaktadır. İzmir Körfezi içindeki adalardan sekizinin Klazomenaililerce tarım amaçlı kullanıldığını Strabon aktarmaktadır. Bugün yalnızca altı ada bilinmektedir. Bunlardan Drymoussa (Uzun Ada, Kösten Adası, Makronisi), Pele (Hekim Adası, Kiliseli, İatronisi) ve Marathousa (Çiçek Adaları, Aprenisi) en önemli olanlarıdır. Buralarda henüz ayrıntılı yüzey araştırmaları yapılmamıştır. İzmir Körfezi'nin kuzey sahilinde, Klazomenaililerin kolonize ettiği Leukai kenti alanındaki Üç Tepeler bölgesinin Kilazmanı olarak anılması da antik dönemden günümüze kadar korunmuş bir miras olarak kabul edilmelidir. Klazomenai arazisinde yapılan yüzey araştırmalarında farklı dönemlere ait küçük yerleşim merkezleri tespit edilmiştir. Ancak, eskiçağ yazılı kaynaklarında anılan Polikhne, Skyphia, Sidous, Lampsos, Konos ve Mamankia gibi köy ve bölgelerin yerlerini belirlemek mümkün olamamıştır. |
|
İON KENTİNİN KURULUŞU (M.ö. 1050 dolayları)
M.s. 2. yüzyılda yaşayan yazar
Pausanias, Klazomenai kentinin İonlar tarafından kuruluşu ve bu
kentin yaşadığı bazı tarihi olaylar hakkında bilgiler vermektedir: Pausanias'ın hangi eski kaynaklardan yararlanarak aktardığını bilemediğimiz bu bilgiler, kentin kuruluşunu anlatırken, Klazomenai tarihinin anahatlarını da belirlemektedir. Pausanias, Klazomenai arazisinin İonlardan önce yerleşmeye sahne olmadığını ifade ederken, arkeolojik veriler bunun aksine işaret etmekte, İonların gelişinden çok önce bu topraklarda kurulan bir yerleşmenin varlığını göstermektedir. Urla'nın İskele Mahallesinin Limantepe Mevkii'nde [resim 01-06] yeralan ve Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. H. Erkanal tarafından kazısı sürdürülen, tarih öncesi dönemlere ait bu yerleşim ilk kez E.Akurgal tarafından saptanmıştır. Ancak, 1921-22 yıllarında Atina Milli Müzesi'ne götürülen malzeme arasında bulunan Myken vazolarına ait parçalar Limantepe Höyüğü'nde bulunmuş olabilirler. Bu da G.Oikonomos'un Limantepe Höyüğü'nde de çalışmış olabileceğine işaret etmektedir [resim 02-01]. Şimdiye kadar ele geçen bulgular, yazının henüz tanınmadığı dönemlere ait bu yerleşimin M.ö. 4. bin yıllarında başladığını ve 2. bin yıllarının sonuna doğru da terkedildiğini; Klazomenai topraklarının İonlardan önce hiç de boş olmadığını kanıtlamaktadır. Limantepe Mevkii'nde yer alan ve Kalabak-Çeşmealtı yolu tarafından kesilen prehistorik höyükte M.ö. III. bin yılda, II. Troia kültürü ile çağdaş, at nalı şeklinde kuleleri olan bir surla çevrelenmiş küçük bir liman kentinin varlığı ortaya çıkarılmıştır. Höyüğün batısındaki klasik kentte yapılan derin sondajlarda ve yüzey buluntularında prehistorik malzemenin yok denecek kadar az oluşu tunç çağı kentinin Limantepe ile sınırlı bir alanı kapladığını düşündürmektedir. MGT sektöründe yapılan bir kanal açma çalışmasında ortaya çıkan tunç çağı pithosları, bu dönem nekropolünün yeri hakkında fikir vermektedir. Prehistorik höyükteki geç tunç çağı tabakaları ile klasik çağ kentinin protogeometrik dönemden başlayarak höyüğün üstünde yer alan tabakaları iyi korunmamıştır. Roma döneminde bu bölgenin tarım arazisine dönüştürülmesi sırasında yapılan tesviyeler ve son yıllarda, yeni arkeolojik kazılardan önce buradan toprak alınması ve taş sökülmesi çalışmaları bu tahribata neden olmuşlardır. Prehistorik yerleşmede geç tunç çağına tarihlenebilecek mimari izler yok denecek kadar azdır. Herhangi bir tabakaya bağlı olmaksızın geç dönem malzemesi ile bir arada, karışık durumda elde edilen Kıta Yunanistan ve Doğu Ege kökenli çeşitli seramik buluntuları, kentin söz konusu bölgeler ile yaklaşık 1700-1200 yılları arasında denizaşırı ticari ilişkiler kurduğunu kanıtlamaktadır. Klazomenai'deki Myken seramiklerinin [resim 02-03] en yoğun olduğu süreç M.ö. 1375-1250 tarihlerine verilen Geç Myken IIIA:2 - Geç Myken IIIB dönemlerini kapsamaktadır. M.ö. 13. yüzyılın sonlarında tüm Ege ve Doğu Akdeniz'i etkileyen bir dizi olaylar neticesinde dengeler büyük çapta değişikliğe uğramıştır. Kıta Yunanistan'daki monarşik düzenin mimari anlamda birer simgesi olan sarayların tahrib olmaları ve kentlerin büyük bir kısmının terk edilmesi, Orta Anadolu'da büyük bir güç oluşturan Hitit imparatorluğunun da yıkıma uğraması, Doğu Akdeniz sahilindeki önemli bir ticari üs olan Ugarit’in yerle bir oluşu ve Mısır kralı III. Ramses'in kayıtlarında "Denizden Gelen Halklar" olarak tanımlanan ve kökenleri tam olarak anlaşılamayan kavimlerin yol açtığı istilalar hep aynı tarihlerde ortaya çıkmaktadır.
1997 yılı çalışmalarında Limantepe'de, prehistorik yerleşmenin güney
yöndeki sınırlarını bulmak amacıyla yapılan kazı çalışmalarında,
erken tunç II dönemine ait olan sur duvarının arkasında ilginç bir
grup eser ele geçmiştir. Bunlar, içlerinde bulunan kül, kömür ve
yanık kemik parçacıklarının gösterdiğine göre kremasyon mezarlar
için urne olarak kullanılan bir grup çömlektir. El yapımı olan bu
örneklerin yanında tarihlendirmede yararlı olabilecek herhangi bir
buluntu ele geçmemiştir. Ancak söz konusu el yapımı urneler, tüm
Ege'yi ve Doğu Akdeniz'i derinden etkileyen bu problemli sürece, bir
başka deyiş ile 1200 sonrasına ait olmalıdırlar. Bu el yapımı
çömleklerden hareket ile, Klazomenai'deki geç tunç çağı yerleşmesinin
tamamen terk edilmediği ve muhtemelen de bölgeye gelen farklı etnik kökenli
insan grupları ile basit de olsa yaşamın devam ettiği söylenebilir. Klazomenai'de İon göçmenlerine ait olan arkeolojik izler şimdilik en erken M.ö. 10. yüzyılın ortalarına, bir başka deyiş ile geç protogeometrik döneme aittir. Bu durum Pausanias’ın, Klazomenai’nin diğer İon kentlerine göre daha geç bir yerleşim olduğu hakkında vermekte olduğu bilgilerle uyumlu görünmektedir. İon kentinin kuruluş evresindeki sınırlarını tam olarak belirleyebilmek henüz mümkün olamamıştır. Çeşitli etkenlerle üst tabakalara ve yüzeye ulaşmış malzemeden yola çıkarak ilk İon kentinin Limantepe’den başlayarak batıdaki FGT ve MGT sektörlerine [resim 02-05] kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Daha batıdaki HBT sektöründe izlenen kısıtlı malzeme ise burasının belki de ilk kent alanı içinde yer almadığını, ancak daha sonraki bir tarihte yerleşime açıldığını düşündürmektedir. Yıldıztepe'nin güney eteklerinde bir kuyunun kazılması sırasında bulunan ve omuz kısmı konsantrik dairelerle bezenmiş, urne olarak kullanıldığı anlaşılan büyük bir boyundan kulplu amphora [resim 02-06] ile Limantepe’de 1998 yılında çöken açma kesiti içinden gelen, tüm olarak korunmuş olması nedeniyle onun da urne olarak kullanıldığı sanılan protogeometrik hydria, İon kentinin erken buluntuları arasında yer alan iki örnektir [resim 02-07]. Prehistorik yerleşmenin bulunduğu Limantepe höyüğünde Prof.Dr. Hayat Erkanal'ın 1998 yılı çalışmaları sırasında Protogeometrik döneme ait oval/apsidal planlı bir evin küçük bir bölümü açığa çıkarılmıştır. Sayın Erkanal'ın önerisi ve izinleri ile İon yerleşmesinin erken dönemlerini aydınlatabilecek bu alanda 1999 yılında bir çalışma planlanmıştır.
Evin bir kavis çizen duvarının 7,00 m.lik kısmı açma sınırları
içinde ortaya çıkarılmıştır. Duvar kabaca doğu-batı doğrultusundadır.
Henüz tam sınırları belirlenmemiş bulunan evin 7,00 m.den daha uzun
ve 3,50 m.den daha geniş boyutlarda olduğu anlaşılmaktadır. Her iki
yüzü iri taşlarla örülmüş ve iç kısmı moloz nitelikli taşlarla
doldurulmuş duvarların kalınlığı 0,60-0,70 m. civarındadır. Doğu
uçta duvar 0,90-1,00 m. yüksekliğe kadar korunabilmiştir ve bütünlük
göstermektedir. Batı uçta ise ilk yapı evresiyle arasında bir
toprak katmanı bulunan bir duvar parçası izlenmektedir [resim
02-08]. Yapı içinde, 1,90/1,95 m. üst kodlarında, plaka taşlarla kabaca döşenmiş armut şekilli bir platform açığa çıkarılmıştır. Bu platformun, ilk aşamada 1,75 m. çaplı bir daire formunda olması ve geç eklentilerle armuta benzer bir şekil kazanmış olması da mümkündür. Üzerinde in situ malzeme ele geçmeyen ve işlevi anlaşılamayan platformun gerçek niteliği, çalışma alanının genişletileceği gelecek yıllardaki araştırmalardan sonra açıklığa çıkabilecektir. Doğuda ev duvarına yaslanan ve güneye doğru alçalan eğimli bir yüzey gösteren levha taşların yapı enkazına mı veya işlevi anlaşılamayan bir tezgaha mı ait oldukları henüz söylenememektedir. Geç tabakaların büyük ölçüde tahrip olduğu alanda, evin bir yıkımla sona erdiği anlaşılan ilk yapı evresinin tabanını in situ olarak gözleyebilmek mümkün olabilmiştir. 1,73 m. üst kodlu ince bir kil taban üzerinde değişik kaplara ait parçaların karışık olarak çok geniş bir alana yayıldıkları belirlenmiştir. Gerek toprağın rengi, gerekse yer yer izlenen küller yapının bir yangınla tahrip olduğu anlaşılmaktadır. İn situ buluntuların üzerinde duvara ait taşlar ve yanarak tuğlalaşmış kil topakları gözlenmiştir. Dağınık öbekler halindeki killerin, olasılıkla düz damlı olan çatıdan düştüğü akla gelmektedir. 1998 yılında büyük parçalar halinde bulunmuş kömürleşmiş ahşap kirişlere 1999 çalışmalarında rastlanmamış, yalnızca ince bir tahtanın kömürleşmiş izi gözlenebilmiştir. Kahverengi-bordo hamurlu ve kaba perdahlı bezemesiz bir hydria, omuzunda konsantrik daire bezemesi olan boyundan kulplu bir amphora, bezemesiz ikinci bir boyundan kulplu amphora, gri monokrom kapalı bir kap ve sarı hamurlu, band bezemeli bir oinokhoeye ait parçalar ele geçmiştir. Bunlara 1998’de bulunan kapalı bir kabın kaide ve gövde parçaları ile dalga çizgili bir kaba ait parçalar da eklendiğinde, evin içindeki seramik buluntuların gerek form, gerekse teknik açıdan çeşitlilik gösterdiği anlaşılmaktadır. Seramiklerle bir arada bulunan ve sayıları 20’yi geçen makara formundaki, sarımsı hamurlu pişmiş toprak nesnelerin işlevleri bellirlenememiştir. Dokuma endüstrisiyle ilişkili olmaları mümkün görülmektedir. Yapının yıkımına yol açan yangın izleri, ortadaki platformun batısında açık olarak gözlenememiştir.
Taban malzemesinin üzerini örterek inşa edilmiş olan ve evin dış
duvarına diagonal bir açıyla yaslanan kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu
bir duvar açığa çıkarılmıştır. Geç bir evreyle ilişkilendirilebilecek
bu duvar 0,60/0,65 m. genişliğindedir ve kuzeye doğru yükselerek, ev
duvarına dayanmış plaka taşların üstüne çıkmaktadır. Buluntu
durumu, duvarın yaklaşık 2,40 m. kodlarındaki bir tabanla ilişkili
olduğunu düşündürmektedir ve olasılıkla evin batı ucunda gözlenen
geç evre duvarıyla çağdaştır. Limantepe höyüğünde protogeometrik evin kuzey-doğusunda Prof.Dr. Hayat Erkanal'ın yürüttüğü 1999 yılı çalışmalarında bir pithos mezar ortaya çıkarılmıştır [resim 02-09] . Ağzı düz bir levha taşla korunan ve tüme yakın olarak ele geçen mezarın 06-12 aylık bir çocuk iskeleti içerdiği sanılmaktadır. Pithosun dudak kenarı profillidir. Pithosun ağzı ve iskeletin başı doğuya dönüktür. İskeletin başı yanında bir oinokhoe, bir olpe, bir düz dipli ve silindirik gövdeli gri monokrom fincan ve küresel gövdeli, dışa çekik ağızlı, dudaktaki ince band dışında gövde altı firnisli, sarımsı hamurlu bir fincan olmak üzere dört vazo ölü hediyesi olarak bırakılmıştır [resim 02-10]. Dr. Irene Lemos buluntuları geç protogeometrik döneme tarihlemektedir. Bu malzeme, söz konusu dönemde hiç değilse bebekler için intramural gömü yapıldığını göstermektedir. |
|
GEOMETRİK DÖNEM KENTİ (M.ö. 900-650) Geometrik dönem kentinin sınırları kesin olarak belirlenememiştir. Ancak yerleşmenin merkezinin üzerinde prehistorik yerleşmenin yer aldığı Limantepe ve civarında bulunduğu söylenebilir. Geometrik dönem kentinin yayılma alanı, mimari yapısı ve diğer maddi kültür izleri henüz yeterince araştırılamamıştır. Bunun nedeni, söz konusu dönemlerle ilişkili tabakaların bugünkü deniz seviyesinin ve taban suyunun altında yer almasıdır. Geometrik dönem kentinin Limantepe, FGT, MGT ve HBT sektörleri [resim 01-06] boyunca yayıldığı anlaşılmaktadır. Akropolis’de yer alması muhtemel kutsal alanın da M.ö. 8. yüzyıl sonlarından itibaren etkin olduğu, güney yamaç kazılarında tepenin üstünden akan toprak içindeki seramik buluntulardan [resim 03-01] yola çıkarak söylenebilmektedir. Limantepe ve hemen güneybatısındaki FGT sektöründe geometrik döneme ait buluntular, doğrudan bir tabaka ile ilişkilendirilemeyecek şekilde ve parçalar halinde ele geçmiştir. FGT sektöründe 1979 kazılarındaki derin sondajda geç geometrik döneme ait izler herhangi bir mimari yapıyla ilişkilendirilemeyen bir dolgu tabakasına işaret etmektedir. Bu küçük sondajda düzgün bir döşeme ele geçmiştir. FGT sektöründe, M.ö. 4. yüzyıl evlerinin izin verdiği alanlarda 1989 ve 1998 yıllarında yapılan araştırmalarda kısmen ortaya çıkarılan apsis planlı F yapısının en az iki evre içerdiği anlaşılmaktadır [resim 04-03]. Yapının kuruluş evresinde birbirini izleyen birden fazla yanık tabaka belirlenmiştir ve kuruluş evresinin en üst tabakasında ele geçen transisyonel stildeki Korinth seramiği bu ilk evre için terminus ante quem oluşturmaktadır. Yanık tabakalar içinden gelen seramik, yapının M.ö. 7. yüzyılın 3. çeyreği boyunca kullanıldığını, olasılıkla da bu yüzyılın başlarında inşa edildiğini göstermektedir. Yapının kuruluş evresine ait düzlemin altındaki düzlemlerin ve bitişiğindeki E avlusunun en erken döşemesinin altındaki bulgular, herhangi bir mimari ile ilişkileri kurulamayan iki ayrı tabakaya daha işaret etmektedirler. Bunlardan altta bulunanı, MGT sektörü buluntuları arasında görülen askı yarım daireli skyphoslar ve tek kulplu maşrapalarla M.ö. 8. yüzyıl ilk yarısına, diğeri ise içi taralı meander ve kum saati motifi ile bezeli bir kraterden yola çıkarak aynı yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir. F yapısının kuzeyindeki C ve J yapıları arasındaki peristhasis içinde açığa çıkan ve tam profil veren tek kulplu bir maşrapa M.ö. 7. yüzyılın ilk yarısına tarihlenebilen düzlemlere, altındaki yanık tabakanın altından gelen seramik parçaları ise geç geometrik evreye işaret etmektedirler. F yapısı altında bulunan düzgün taş döşeme de, mimarisinin nasıl olduğu bilinmeyen geç geometrik bir yapı ile ilişkili olmalıdır. MGT sektöründe ele geçen dikdörtgen planlı yapı konut niteliğinde olmalıdır. Yapının M.ö. 7. yüzyıl başlarında yapıldığı, yüzyıl ortalarında bir onarım evresi geçirerek yüzyılın sonuna kadar kullanıldığı anlaşılmaktadır. Yapının altında ise doğrudan bir mimari yapıyla ilişkilendirilemeyen, ancak dört ayrı tabaka halinde geometrik evre düzlemleri izlenebilmiştir [resim 03-02]. HBT sektöründe de M.ö. 7. yüzyılın ilk yarısına ait tabakalanmalar gözlenmiştir. Ele geçen subprotogeometrik karakterdeki dağınık malzeme ise bu sektördeki yerleşmenin, doğudaki kent alanlarından biraz daha geç bir dönemde başladığını düşündürmektedir. Yıldıztepe ve Akpınar nekropolislerinde açığa çıkan dağınık geometrik seramik, kentin bu dönemdeki nekropolis al |